Mustafa Tatlı

Mustafa Tatlı


OLİMPİYAT VE BİZ!..

07 Haziran 2018 - 04:09

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin’deki Akdeniz Olimpiyatlarının açılış töreninde, “2020 İstanbul Olimpiyatlarının provasını yapıyoruz” dedi. Yine kendinden emin konuştu.

Öyle bir konuşuyor ki sanırsın Olimpiyatları aldık, inşaat çalışmalarına başladık…


Eylül ayında Madrid ve Tokyo ile yarıştığımız olimpiyatların yeri açıklanacak…


Akıllarda Gezi Parkı olaylarının adaylığımızı etkileyip etkilemeyeceği endişeleri var… Olimpiyat Komitesi (IOC) Başkanı Jacques Rogge, bu yöndeki sorulara “etkilemez” yanıtı verdi ve önlerinde 7 yıl olduğundan zaman faktörünü göz önüne aldıklarını açıkladı.


“Evet etkiler” demeyeceğine göre politik bir ifade kullandığı belli. Başkan ne derse desin etkiliyor işte. Oy verenler etki altında kalıyor. Uluslararası Akdeniz Oyunları Komitesi Genel Sekreteri Isidoros Kouvelos da olayların Mersin’deki oyunlara yansımasından endişe duyduklarını geçenlerde bildirmişti. Yani etkiliyor, bunu bilelim.


Spor tesisi zengini bir ülkeyiz. Olimpiyatlar, modern tesislerin yapılması ve ülke ekonomisinin canlanması için çok önemli; ama biz başarı olarak olimpiyatların neresindeyiz? Buna bakmak lazım. 76 milyon nüfustan bir elin parmağını geçmeyecek olimpiyat şampiyonları çıkması tuhaf değil mi? O yüzden de bu ülkede spora bakış açısının değişmesi gerekiyor.


Spor Bakanı Suat Kılıç’ı beğeniyorum… Çalışkan,  beyfendi, karizmatik biri. Bence taraflı tarafsız herkesin çalışmalarını beğeniyle izlediği bir bakan…  Sporu iyi biliyor; ama o da bir yerlerde hatalar yapıyor.


Türkiye, yüz yıllık olimpiyat oyunları tarihinde bugüne dek 88 madalya elde etti, bu madalyaların 39’u altın, 25’i gümüş, 23’ü bronz… Madalyaların 28’i altın olmak üzere 59’u güreşten, 10’u halterden, 6’şar tanesi atletizm ve taekwondodan, 5’i bokstan, 3’ü judodan…


Takım sporlarında yokuz. En çok madalya aldığımız güreşte, son olimpiyatları tek madalya ile kapattık. Güreşin bir sonraki olimpiyatlarda yer almayacağının açıklanmasıyla elimizdeki bu koz da gitti.


Haltere bakıyoruz, son olimpiyatta sıfır çekip döndük, üstelik kendi ülkemizde düzenlediğimiz Akdeniz Oyunları’nda 8 haltercimizin doping skandalıyla dünyaya rezil olduk.


Atletizme bakıyoruz, çok değil Londra’da tarih yazan kızımız Aslı Çakır Alptekin’in doping skandalı çıktı… Yetmiyor büyük umut bağladığımız Nevin Yanıt’ta da aynı skandal…


Şimdi diyecekler ki “Akdeniz Oyunları’nda bir sürü madalya alıyoruz bu ne diyeceksin?” Alınan madalyalara aldanmamak gerek. Çünkü ülkelerin ve sporcuların katılım sayısı belli, inanın madalya almak çok basit. Kilosunda 1-2 sporcuyu yenen zaten madalyayı garantiliyor!..


Madem olimpik sporlar bizim ilgi alanımız değil; futbol hastasıyız ki öyle gözüküyor; ama bu da sözde… Kendi ülkemizde düzenlediğimiz FİFA’nın ikinci büyük organizasyonu olan U20 Dünya Kupası’nda tribünlerde yeller esiyor. Üstelik Trabzon gibi bir futbol kentinde milli takımımız, turnuvanın ilk maçını sadece 4 bin biletli seyirciye oynuyor.


Kolombiya’da bir önceki U20 Dünya Kupası’nda 25 bin seyirci ortalaması varmış, bunu baz alırsak, ülkemizin yarattığı imajı siz düşünün.


Henüz 27 yaşındaki Amerikalı yüzücü Michael Phelps’in sadece Pekin 2008’de 8 altın madalya kazanmasının sırrını çözememektir bizim spora bakış açımız…


Atletizm, yüzme, cimnastik… Olimpiyatların üç ana dalı. Bir sporcunun bu dallarda 10’larca olimpiyat madalyası kazanabildiği ortamda, biz ne kadar bu branşlara yatırım yapabildik? Manisa’daki bu üç ana dala bakıyorum da durum gerçekten vahim. Olimpiyat vizesi alan balık adamımız, rüzgar adamımız, lastik adamımız çıkamadı henüz…


Asıl mesele, olimpiyatları organize etmekte değil, olimpiyatların tüm branşlarında başarılı sporcular yetiştirmekte… Potansiyel var, sorunların sebebi ise gayet açık.


Birçok ilde kadrolaşma hataları yapmamalı. Denetim mekanizmasını yüzde yüz işletmeli. Başarılı antrenörü ödüllendirip başarısız antrenörü cezalandırmalı. Sponsor firmaları teşvik edici kolaylıklar sağlamalı. Beden eğitimi öğretmenlerini kucaklayıp okullara inmeli. Çocukluğunda başarılı olup da ergenlik çağına gelip de eğitim, iş hayatı vb sebeplerden dolayı sporu bırakmak zorunda olan gençleri hayat boyu spora kazandıracak projelere imza atmalı. Güzel ülkemizin spordaki bam teli işte bu dostlar… Ergenlik çağına kadar şampiyon oluyorsun, uluslararası dereceler elde ediyorsun; ama cebin para görmüyor, açlığını hissediyorsun, ailene yük olmaya başlıyorsun, sonra da anne ve babadan sporu bırakman yönünde baskı alıyorsun, kimse şampiyonluklarını tınlamıyor, maalesef sporu bırakıp hayat mücadelesine başlıyorsun ve umduğun gibi işte bulamıyorsun, en sonunda ya kocaya kaçıyorsun ya da askere!..

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum